Untitled web-page
O Ruh…
Yaşamın bana öğrettiği bir şeydir Kent Ruhu. Çok da önem veririm. Özellikle de o kentin sporuna yansıyorsa çok daha önemli bir şeydir Kent Ruhu. O ruhu doğuran, birlikte aynı kentte yaşamanın yarattığı acı tatlı anıları paylaşmış olmanın yarattığı ortak beraberliktir. Bu ortak beraberlik, asla parayla ölçülemez. Bir birinizi sevseniz de sevmeseniz de, hatta iletişim içinde olmasanız da, ortak yaşamı, ortak alanı, ortak sorunları hep beraber göğüslemenin getirdiği içsel duyarlılıkla, içgüdünüz, sevmediğinizi zannettiğiniz insanları da, farkında olmasanız da, aslında, bal gibi onlarsız yaşamınızın bir anlamı olmadığını, anlağınızın bir köşesindeki bir yel esintisi, içten içe, size bunu hatırlatır. Ben, bu ruhun içine dışardan gelerek sonradan katılmaya çalışanlardanım. Ama, Türkiye’nin kendi spor alanında en büyük hizmetleri vermiş ve vermeye devam eden biri olarak Alanya için, Alanyalılar için yine de “dışarlıklı”yım. Sekiz yıldır burada yaşamamdan, içten içe, haz duyarak var olmama karşın, ben bunu böyle duyumsuyorsam eğer, bunun kusuru bende olmasa gerek, diye de düşünmelerdeyim… Temelde Alanya’yı ve Alanyalıları sevdiğimi ise hiç ama hiç yadsıyamam. Burada yaşamaktan, ortak ruhu paylaşmaya çalışmaktan büyük bir keyif aldığımı da söylemeliyim. Herkese, Türk sporuna en üst seviyelerdeki başarılarıyla, azımsanmayacak ve herkesin imreneceği sayıda üstün hizmet ödülleri almış, Türk Yüzme ve Sutopu’nda her iki branşın da yıllarca Milli Takım Kaptanı olduğumu hatırlatmak isterim. 304 kere milli oluşum nedeniyle, o zamanların; “TC Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü” tarafından, büyük bir teveccüh gösterilerek, bana, 2 Ocak 1987 tarihinde verilmiş; “ÖMÜR BOYU BÜTÜN DALLAR” kartım var. Bu kartın arkasında şöyle yazar, “BU KART BÜTÜN İLLER DE VE HER TÜRLÜ TESİSLERDE YAPILACAK AMATÖR, PROFESYONEL, RESMİ, ÖZEL, TEMSİLİ VE MİLLİ YARIŞMALARDA ÖMÜR BOYU GEÇERLİDİR…” Şimdi, ne mene, kel alaka, bunları yazıyorsun? Diyenler olabilir. Açıklamaya çalışayım. Okuyanlarım bilirler. 55 yıllık spor birikimimi, Sevgili Alanyalılara aktararak, aydınlatıcı ve yararlı olmak amacıyla sporun genel konuları hakkında köşe yazıları yazdığım gibi Alanyaspor Kulübü’nün Türk Futbolundaki geleceğine dönük olarak ta yazılar yazmaktayım. Ayrıca, fahri de olsa mensubu olmaktan onur duyduğum Kanal A televizyonunda da yaklaşık 4 yıldır, her pazartesi günü, parasal çıkar gözetmeksizin, “Spor Ekranı” programında Alanyaspor hakkında yorumlar yapıyorum. Yorumlarım nedeniyle sevenim de, sevmeyenim de olmasından daha doğal bir şey olamaz. Zaman, zaman yanlışlar da yapmış, hatta kantarın topunu da kaçırmış olabilirim. Ama önyargısız ve tarafsız olduğumdan da adım kadar eminim. Ara, ara kulağıma, dolaylı esintilerle “yüzücüdür” gönderisi yapılarak, futbol konusunda ki yorumlarımın karizmatik yapısı çizilmeye çalışılsa da, bunu da doğal karşılıyorum. Hayatımın bir bölümü yüzme, diğer bölümü fiilen futbolun içinde geçmesine karşın o günlerin kader çizgisi, benim yüzücü olmama yol açtı. Bundan asla pişman değilim. Ama ruhuma kazınmış, içimi yer yer sızlatan, tekbir “keşkem” vardır benim. O keşkem, yani futbolculuk yanım, futbol aşkım, futboldaki kıvraklığım, yeteneğim Adana’da, aynı kuşaktaki arkadaşlarım tarafından hala konuşulmada ve, “Eğer Behçet futbolu seçmiş olsaydı, Adana Futbol Tarihi’nin önde gelen isimlerden biri olurdu…” tartışması hala sürmektedir. Adana’daki futbolcu arkadaşlarımı her ziyaretimde, kucaklaştığımız anlarda, bana ismimle hitap etmezler. Büyük bir saygıyla, “Hoş Geldin Kaptan” derler. Bunlardan bir tanesi Adana ve Türk Futbolunun Duayenlerinden, Adana TÜFAD Başkanı Sevgili Ali Hoşfikirer’dir. Kaptanlığını yaptığım, Ceyhanlı, Faruk Karadoğan’ı bugünkü kuşak pek bilmez. Turgay Şeren’den sonra 50 kez milli formayı giyen yağız bir Adanalıdır, O. Faruk, on yıla yakın formasını kaptırmadan sol açık olarak Beşiktaş’ta futbol hayatını başarıyla sürdürmüş bir takım arkadaşımdır. Faruk’a da iki yıl kaptanlık ve onlara o gencecik yaşımda futbol çalıştırıcılığı yapmış biriyim. Beygir Hasan, Diş Hasan lakaplı takım arkadaşlarım yıllarca o günün Adana Demirspor’una başarılı hizmetler verdi. Adana Futbolu’nun unutulmaz isimleri, Selami Tekkazancı, Kartal Yaşar ve Ali Hikmet Coral ve diğer sevgili ağabeylerimin yanında yıllarca top koşturdum. Yazgım, beni farklı yollara ve farklı kulvarlara düşürdü, pişman da değilim, aksine gururluyum. Bütün bunları neden yazdım, değerli zamanınızı çaldım. Dile getirmeye çalışayım. Hak veren olur, vermeyen olur. Canlar sağ olsun. Egemenlik stadında ki maçlara her gidişimde, önce, maç kağıdını almak için dağıtım odasının penceresine gider, kağıdımı alır bazen stada giriş merdivenlerinden, bazen de, koridordan çabucak geçerek, en kısa zamanda saha içindeki merdivenden çıkıp Protokol Tribünü’n deki dostlarımın yanında yerimi alırım. Açık söyleyeyim, Protokol Tribünü girişine takılan ve ben de sanki, Alcadraz Hapishanesi duygusu uyandıran Turnike’den hiç hazzetmedim ve o girişi kullanmamaya başladım. Zaten o turnike nedeniyledir ki Alanya futboluna ömür, gönül ve hizmet vermiş aşina yüzler artık pek görünmez olmuş, ben de eski keyif, kalmaz, olmuştu. 25 Kasım 2009 Çarşamba günü İstanbulspor karşılaşması için maç kağıdı almaya gittim, önce göğüslenerek girişim engellendi, “Maç kağıdını almaya geldim” dedim. Akreditasyonunuz yok, giremezsiniz. Maç kağıdını Teoman Eriş beyden alabilirsiniz, yanıtını aldım. Beni çok iyi tanıdıklarını bildiğim bu görevli canlara, AGC basın kartımı gösterdim. Tınmadılar. “Hocam kartınızı alana kadar şimdilik sizi idareten(!) turnikeden geçirelim.” Yanıtıyla, idareten(!) turnikeden geçebildim. Maçı izledim. Maç sonrası hoşuma gitmeyen dolaylı esintiler yaşadım, “Dışarlıklı” olduğumu damarımdan hissettim. Üzüldüm. Çok üzüldüm. Pazar günkü Fethiye maçına içimdeki sesi, hüznümü, dinledim, maça gitmedim. O turnike, orada durduğu müddetçe ve idareten(!) geçme işlemini içime sindiremediğimden bundan sonra da Egemenlik stadına gitmeyeceğim. Doğal olarak, ayağını ömrü boyunca topa vurmamış Şansal Büyüka(Aile dostumdur, yaşamını çok yakından bilirim), değerli Atlet, Turgay Renklikurt gibileri, Türk Futbolu’nda en üst sıralarda söz sahibi olurlarken, benim gibi hayatının 55 yılının bir yarısını sularda, diğer yarısını meşin yuvarlağa adayarak geçirmiş birisine, “Yüzücü” vurgulaması yapılarak, futbol karizması çizilmek istenirse, o zaman kendi kendime derim ki, “Kadere bak! Oğlum, hala anlayamadın mı? Sen dışarlıklısın! Ağzınla kuş tutsan, yaranamazsın!” Hoşça kalın…
TELEPATİ : Garip bir şey oldum. Sanki, bitirmek üzere olduğum yazımı sezinlemişçesine, Teknik Direktörümüz Sn. Hüseyin ÖZCAN kardeşim, bayramlaşmak üzere telefonla beni aradı. Biraz söyleşileştik. Bu kadar olgun, çok yönlü biri oluşu beni hem şaşırttı hem mutlu etti. Soyunduğu bu zorlu yolda, genç kardeşime başarılar diliyorum.
Behçet Kurtiç 2009-12-01 08:02:20
Yorumlarınız için e-posta adresimiz : bizzmedya@bizzmedya.com
|